BURHANİYE

KENTİN TARİHÇESİ VE GENEL BİLGİLER

KENTİN SINIRLARI

İlk çağ Adramytteion kentine Thebe halkının Adramytteion’u anlamında, Adramytteion Thebai de denirdi. Çaka Bey tarafından Ortaçağ da yakılıp yıkıldığı anlaşıldığına göre kalıntıları, taşları yeni yapılarda, özellikle Yeni Adramytteion / Edremit’in yapımında kullanılmak üzere taşınıp tüketilen bu kentin yeri kesin güvenle saptanabilmiş değildir. Kiepert’in çalışmalarına dayanan Arkeoloji haritalarına ve Nazım Tarhan’ın “Tarihte Türkiye” haritasına göre, eski Adramytteion, Havran- Edremit yoluna güneyden, Burhaniye’den gelen yolun bağlandığı kavşak yalınında idi. Buna karşılık diğer bazı bilgi kaynaklarına göre, ilkçağ kentinin yeri Burhaniye batısında şimdiki Ören dedir.   Yani Burhaniye’den kuzeye uzanan asfalt yüzeyli eski yolun kuzeyde, kent dışından geçen İzmir-Çanakkale anayoluyla birleşmeden az önce dönemeç yaptığı, Tepe diye anılan yerde, bundan 80 -90 yıl öncesinde, köylülerin tarlada çalışırken “küp gibi bir şeyler” bulduğunu, üstelik orada eskiden bir kentin varlığı yolundaki söylentinin yaygın olduğu geçmektedir.

İslam Ansiklopedisi’nde kent ile ilgili; “Kuruluşu herhalde pek eski olan kadim Adramytteion’un harabeleri Kemer/ Burhaniye yakınlarında deniz kıyısında, Karataş civarında bir tepe üzerinde kuruludur.” denilmektedir.  Burada sözü geçen “Kemer / Burhaniye yakınında, deniz kıyısında, Karataş civarındaki tepe ise; Burhaniye ‘ye 4 km’lik asfalt yüzeyli bir yolla bağlı bulunan Ören yazlık konutlar yerleşiminin içindedir. Ancak, denizin içindeki Karataş adlı kayanın tam karşısındaki yörede denize göre yükseklik birkaç metreyi geçmez. Yani tepe denilecek bir yer yoktur. Ancak bu alanlarda pek çok kalıntıya da rastlanmaktadır.

Adramytteion’un kurulduğu alandaki kalıntılar yerleşimin surlarla çevrili olduğunu göstermiştir. Ayrıca Ören Tepe’nin denize bakan yamaçlarında su kemerleri bulunmaktadır. Strabon, “Euenos’a (Havran çayı) gelinir. Bu nehir Adramytteion’luların yapmış olduğu su yoluna ulaşır.” diyerek su kemerlerine işaret etmiştir.  Gerçekten de Ören Tepe’nin biraz ilerisinde Ayaklı denilen bir su kaynağı bulunmaktadır. Ayaklı su kaynağında bulunan bir mermer kitabede de “Bu hayratı yaptıranın vatanı İda’dır. Marko oğlu Pomiyonoz” yazısı okunmaktadır. Strabon, “Astyra’nın hemen yakınında Atinalılar tarafından yapılmış bir limanı ve deniz üssü olan Adramytteion kenti vardır.” diyerek konuya biraz daha açıklık getirmiştir.

KENTİN ADI

Adramytteion adının sona eklenmiş olan –eion takısının Hellen dilinde olmasından ve Hellence de bu takının “-yeri” anlamına gelmesinden ötürü kentin ilk olarak Hellenler döneminde kurulduğu düşünülür. Kök bölüm durumundaki Adramyt ise Hellence hiçbir karşılığı olmayan bir kelimedir. Aslı Luwi/pelasgos dilindendir ve Adra- Mut Adra Vadisi öğelerinden türetilmiştir. Adra bu dillerde “erkek, koca” anlamlarındadır ve özellikle Ana Tanrıçanın erkeği olan baş tanrıyı kasteder. Madra yani Ma-(A)dra, Ananın – Kocası Sodra yani Swa- Adra, kutsal – koca yahut kutsalın kocası, aynı tanrıdır. Madra, Bergama Kuzey yakınındaki, Sodra da Milas yakınındaki bir dağın adıdır.

KENTİN GENEL TARİHİ - 1

Kentin en erken bilinen tarihinin Lidyalılar dönemine ait olduğu bilinmekle birlikte Adramytteion’un bu dönemden çok daha eskiye ait olduğu da düşünülmektedir.

Tarih öncesine ait dönemlerde kent çevresinde bazı yerleşimler olduğu yapılan kazılardan anlaşılmıştır. Burhaniye civarındaki köylerin etrafındaki mağaralarda siyah perdahlı ve kazıma tekniğinde çizgili keramikler, ok uçları, yonga aletler, çakmak taşları, kemikten yapılmış objeler ortaya çıkarılmıştır. Karanlık Mağarada da Yunan ve Roma buluntuları ile karşılaşılmış, pişmiş topraktan figürinler bulunmuştur. Ören Nekropol alanındaki kazı çalışmalarında elde edilen Prehistorik Çağ’a ait bulgulara da bakılarak Ören tepe’de de Prehistorik Çağ’a ait yerleşimlerin olduğundan söz etmek mümkündür. Burada ele geçen buluntular Üyücek tepe ve Bağçeşmeler’deki buluntular ile de benzer özellikler taşımaktadır.  Bu buluntular da yörenin Paleolitik çağlarda yerleşime açık olduğunun en belirgin verileridir.

Kentin yerli halkının Lelegler olduğu düşünülmektedir.   Kent çevresinde en erken süreci itibariyle İlk Tunç Çağı’na (yaklaşık MÖ 3000-2000) kadar izleri saptanan yerleşmeler vardır. Maden ve orman kaynakları nedeniyle İlk Tunç Çağında yörede sık bir yerleşme sürecinin yaşandığı hissedilmektedir. Orta Tunç Çağ’ında (yaklaşık MÖ 2000-1600)  belli bir duraklamanın adından, Son Tunç Çağ’ında (yaklaşık MÖ 1600-1200)  oldukça büyük alanlara yayılan yerleşmeler ortaya çıktığı anlaşılmaktadır.   M.Ö.1500’lerde Mysia bölgesinin önemli kentlerinden biri olan Adramytteion’un Troia savaşından önce kurulduğu sanılmaktadır. Bazı iddialara göre Graikos tarafından kurulmuş, bazılarına göre de Pelasglar burada yaşamıştır. M.Ö.1200’de Troia savaşına katılan Mysia kentleri arasında Adramytteion ‘da bulunuyordu. Adramytteion’lular bu sefere Khromis ve Bilici Eunomos’un önderliğinde katılmışlardır. Adramytteion’dan başka Burhaniye ve çevresini oluşturan alanlarda önemli kentler ve kent topraklarındaki tarihin çok eskilere uzandığının kanıtları olan “sunaklar” da vardır. Demir Çağ (MÖ 1200 - 500) sunağı olarak adlandırılan bu sunaklar, tabiat kültleri ve Ana tanrıça inanışı ile ilişkilendirilmektedir. 

Bugünkü Burhaniye’nin bulunduğu alan boş bir arazi iken, buranın 2 km batısında ilçenin sahil beldesi olan Ören’in İskele Mevkiinde MÖ 1443 yılında yerli halk tarafından kurulan şehir Anahor veya Pidasus adıyla bilinmektedir. 

Bölgenin üzerinde bu süreçte yaşayanlar hakkında eski kaynaklar da pek çok şey söylemektedir. Bu kayıtlara göre bölgenin bu süreçteki sakinleri birbirleriyle akrabalık ilişkileri bulunan ve Troya’nın da müttefiki olarak dizelerde yer alan Lelegler, Kilikyalılar ve Karyalılar olarak teşhis edilmektedir. Bu hususta bölgede yer aldığı bilinen Assos, Lyrnessos, Pedasos ve Passandra gibi isimler de günümüzde yapılan dil araştırmaları gereğince Ege Bölgesi’nin her iki kıyısında ve adalarda yaşadığı bilinen Pelasglar ve dolayısıyla da onlarla ilişkili olan Lelegler, Klikyalılar ve Karyalılar ile ilişkiyi kesinleştirir gibidir. Sözcükler arasında yer alan –ssos veya –nd- ses oluşumlarının Yunan diliyle ilişkisi olmadığı bilinen bir gerçek olup, özellikle -assos veya –essos sözcüklerinin şehir anlamına geldiği bilinmektedir. Bu noktada kayıtlarda Klikyalılar ve Lelegler’in daha sonra göç ettikleri bölgelerde de benzer adlar taşıyan kentler kurmuş olmaları gerçekten ilgi çekicidir. Bu toplulukların her biri mitik ve sisler altından gelen bilgi kırıntıları ışığında Denizci ve Korsan olarak karşımıza çıkmaktadır. Bunların Geç Tunç Çağı’nda Anadolu kadar tüm Akdeniz’in sosyal yapısını değiştiren Deniz Kavimleri ile ilişkisi de barizdir.

Klasik Çağ’a (MÖ 500 ve sonrası) gelindiğinde Burhaniye topraklarının yoğun bir yerleşmeye sahne olduğu, maden ve orman ürünleri ve körfez içindeki stratejik konumuyla önem kazandığı görülmektedir.  Bu dönemde günümüz Ören Mahallesi altında yatan Adramytteion kentinin önemi büyüktür. Adramytteion, körfezin en uzun yerleşilen, en önemli ekonomik ve kültürel merkezi durumundadır. Adramytteion, kendi yönetimindeki bölgesi belirli noktalarda günümüz Burhaniye sınırlarını aşarak Edremit ve Havran ilçelerinin belirli bölümlerini de içine almaktaydı; kentin hükmettiği bölgeye Adramtthene denmekteydi. Lydia Kralı Alyattes (M.Ö.609-560) Medlerle yaptığı savaştan sonra Batı Anadolu kentlerinin büyük bir bölümünü hâkimiyeti altına almıştır. Nitekim Strabon da kentin Lydialılarca yeniden kurulduğunu ve “Lydialı Kapısı” isminde bir de kapı yapıldığını yazmıştır.   Klasik dönemde Adramytteion, MÖ. 1. Bin yılda Batı Anadolu’da Gediz (Termos ve Küçük Menderes Kaystros) nehirleri civarında yaşamlarını sürdüren ve MÖ VII. Yüzyılda Mermnad sülalesinden Gygesin kral olmasıyla (687 – 645) birden bire zenginleşmeye başlayan ve Yakın Doğu’da en önemli devletlerden biri haline gelen Lydialılar tarafından yeniden kurulmuş olup, kentin kurucusu Kral Alyattes (615 – 560) ‘ın oğlu Kral Kroisos (560 – 546)’un kardeşi Adramys olarak kabul edilmektedir. Bazı kaynaklarda Adramys’in Sadyattes’in gayri meşru çocuğu olduğundan söz edilmektedir.

Lydia Kralı Kroisos, kenti imar etmiş, ardından Atina’dan kovularak Delos adasına gidenleri buraya yerleştirmiştir. Kroisos M.Ö.546’da Perslere yenildikten sonra Adramytteion’da diğer Mysia kentleriyle birlikte Perslerin yönetimine girmiştir. Ancak Perslerin Yunan şehir devletleriyle yaptığı savaşlarda Adramytteion, Atinalılara yakınlık gösterince halkı öldürülmüş, kent yıkılmıştır. Sonraki yıllarda da Sardes ve Betini’den getirilenler buraya yerleştirilmiştir. 

KENTİN GENEL TARİHİ - 2

MÖ 422’de Pers Valisi tarafından Atinalıların vatanlarından sürmüş oldukları Delos Adası sürgünlerine açılmış ve bundan sonra “Hellen Kenti” sayılmıştır. Arazisi Eumenos’un (Havran Çayı) ağzına yakın olup verimliliğiyle ünlü Thebe Ovasını da kapsamaktaydı. Kentin yeri uygun bir konumda idi. Çünkü bir deniz üssü olarak kullanılan iyi bir limana sahipti. Aynı zamanda dağlarını aşarak merkezi Mysia içine uzanan, bölgenin maden ocaklarından gümüşü taşımaya hizmet eden bir yolun ucunda da bulunuyordu. Ege trafiğinden uzaklığına karşın Adramytteion geniş bir ticareti sürdürmüş görünüyordu. Gerçekten MÖ 1. yüzyılda kentteki tüccarlardan birinin Asia Limanları ile Suriye Sahili arasında iş yaptığı bilinmektedir.  

Perslerin büyük İskender’e yenilmesiyle Anadolu’daki hakimiyetleri son bulur. Adramytteion’un da içinde bulunduğu Mysia Bölgesi Pergamon Krallığının hakimiyetine girer. Büyük İskender’in Granikos zaferinden sonra kent eline geçmişse de ölümünden sonra Lysimachos’un, daha sonra da I.Attalos’un (M.Ö.241-197) egemenliğini kabul etmiştir. Pergamon krallığı ile Seleukoslar arasında M.Ö.216’da yapılan anlaşma ile III. Antiokhos’a bırakılmıştır. Seleukos Kralı III. Antiokhos’un Magnesia savaşında (M.Ö.190) Roma’ya yenilmesi üzerine yapılan Apemia Barışı (M.Ö.188) ile diğer Mysia kentleri gibi Adramytteion da Pergamon krallığına bağlanmıştır. Bu dönemde kent en parlak günlerini yaşamıştır. 

Pergamon Kralı III. Attalos’un ölümünden sonra da yapılan vasiyetname uyarınca kent, Roma’nın topraklarına katılmıştır. Pontus Kralı VI. Mithridates Eupator (120 – 63)’un MÖ 88 yılında Batı Anadolu’da da etkisi görülmeye başlar. Amasya ovasında Pontus kuvvetleriyle karşılaşan Romalı komutan Aguilius’un kuvvetleri yenilir. Savaş sonrasında Batı Anadolu da, Pontus Krallığı’nın egemenliğine girer. Ancak Mithridates in bu üstünlüğü de fazla sürmez. MÖ 86 ve 85 yıllarında 2 defa yenilgiye uğrayan Kral, 85 yılında Dardanos Barışı’nı yapmak zorunda kalır. Böylece Mysia Bölgesi ve Batı Anadolu tekrar Romalıların egemenliğine girer. İlerleyen süreçte Adramytteion kenti de en parlak dönemini yaşayacaktır.  

Batı Anadolu’nun tarım ve ticaret şehirleri arasında yer alan Adramytteion kuruluşundan sonra en parlak dönemini Roma İmparatorluğu döneminde yaşamıştır. Bu dönemde kente arkad ve kemerlerle sular getirilirken su yolları üzerinde dengeli su dağıtımını sağlayan su terazileri, maskemler ve su sarnıçları inşa edilmiştir. Bu dönemde şehrin ticaret limanı dışında bir de deniz üssü vardır.  Roma senatosunda bir senatör ile temsil edilen kentin kendi Valisi de bulunur. Roma Dönemi’nde Edremit Körfezi çevresi ve Efes’e kadar uzanan bütün Troas Bölgesi Adramytteion’un yönetimi altındadır.

Roma İmparatorluğu’nun MS 395’te bölünmesi sonucu imparatorluk Doğu ve Batı olmak üzere 2’ye ayrılır. Bir başka deyişle Bizans İmparatorluğu kurulur. Adramytteion kenti de bu yeni imparatorluğun egemenliğine girer. Kazılar esnasında ortaya çıkarılan mimari yapılar ve ele geçen küçük buluntular erken Bizans döneminden itibaren XIV. Yüzyıla kadar uzanan yoğun bir Bizans tabakasına işaret etmektedir.   Bu dönemde Anadolu toprakları “Thema”lara ayrılmış, Adramytteion da “Neocastron Theması” içerisinde kalmıştır.  (Adramytteion kenti Hermos ile yukarı Kaikos (Bakırçay) vadilerini kapsayan Neokastron Theması içinde yer alır.)

XI. yüzyılın başlarından itibaren, özellikle ikinci yarısında, Türkler, doğudan girerek, zaman zaman Anadolu içlerine yaptıkları seferlerle Bizans’ı zorlamaya başlarlar. Bizans İmparatoru Romanos Diogenes’in (1068-1071)  Türk akınlarını önlemek üzere harekete geçip doğuya yaptığı seferde, 26 Ağustos 1071 yılında, Selçuklu hükümdarı Alpaslan’a yenilmesi, Bizans’ın Anadolu’daki merkezi gücünü çökertir. Türkler doludizgin Anadolu içlerine dalmaya başlarlar.   Bu dönemde Kutalmışoğlu Süleyman Şah’ın (1075 – 1086) Edremit Ovasına kadar geldiği söylenmektedir.  

XI. yüzyılın son çeyreğinde merkezi İznik olan Anadolu Selçuklu Devleti kurulurken, yaklaşık olarak aynı tarihlerde İzmir ve çevresinde Emir Çaka Beyliği kurulur.  Çaka Bey, Süleyman Şah’ın ordusunda görev yapmış Türk beylerindendi. Çaka, bir çarpışma sırasında Bizanslılara tutsak düşer. Yetenekli bir subay olduğundan, Bizans İmparatoru III. Nikephoros Botaniates’e (1078-1081) hizmet etmesi için armağan edilir.  Sarayda kısa sürede kendisini gösteren Çaka’ya “En soyluların birincisi” (protonobilissimos) unvanı verilir. 1081’de, Bizans’ın başına I. Alexios Komnenos (1081–1118) geçince Çaka’yı sarayda tutmak istemez ve onu saraydan ayrılmak zorunda bırakır. Çaka, o sırada Bizans Devleti’nin güç durumundan faydalanır, Venedik ve diğerlerinin sömürüsünden bezmiş olan yöre halkının desteğiyle İzmir’i ele geçirir ve kendi adıyla anılan beyliği kurar. Çaka Bey, güçlü donanmasıyla çevresini ele geçirdikten sonra, 1092 yıllarında Edremit Körfezi kıyısındaki yerleri fethederek, Çanakkale’ye kadar ilerler. Bu dönemde Burhaniye civarında da ünlü Türk denizcisi Çaka Beyin varlığından söz edilmektedir. 

Haçlı Seferleri’nin başlamasından sonra, bu sırada Anadolu Selçuklu Sultanı I. Kılıç Arslan’ın ölümü (1107) üzerine Selçuklu Devleti ciddi bir sarsıntı geçirir. Bunu fırsat bilen Bizans İmparatoru I. Alexios Komnennos hemen harekete geçerek,  aşağı yukarı 15 yıl Türk yönetimi ve hâkimiyeti altında kalan Anadolu’nun Ege ve Akdeniz sahillerine ayrıca Edremit Ovasını,  ele geçirir.   Bizans İmparatoru’nun görevlendirdiği komutan Kıbrıs Dükü Eumathios Philokales, bölgeye gelerek, bölgedeki Türk yerleşimcileri terke zorlamıştır. Anna Comnena, Çaka Bey tarafından yakılıp yıkılan Atramytium (Adramytteion) kentinin Eumathios Philokales tarafından eski yerinde ve eski görünümüne uygun bir biçimde yeniden imar edildiğini ve kaçan halkı ile o yöredeki Hıristiyanların kente getirilerek iskân edildiklerini; kentin kalabalıklaştığını söyler. Adramytteion kentinin yeniden imar faaliyetinin 1106’da başladığı sanılmaktadır.

KENTİN GENEL TARİHİ - 3

XII. yüzyılda iki tarafın mücadelesi sürerken, kıyı ve kırsal kesimlerin terk edildiği ve daha güvenli yerlere çekinildiği görülür. Kaybettikleri yerleri kazanmak için tekrar harekete geçen Türkler,  Emir Monoluğ ve Mehmet Bey komutası altında, 1113-1115 yıllarında, Edremit yöresine akınlar düzenlerler.  Türk akınlarının giderek süreklilik kazanması, yörede Bizans’ın koruyucu gücünün çok zayıflaması ve bundan istifade eden korsanların tacizleri nedeniyle, halen Ören Mahallesi toprakları altında yatan o devrin önemli kenti Adramytteion artık yaşanmaz hale gelmeye başlar. Kentin o sırada deprem tarafından harap olduğu da düşünülenler arasındadır.

1204 yılında, İstanbul’a gelip kenti işgal eden Haçlılar, aralarında Bizans Devleti topraklarını paylaşırlar. İstanbul ve civarında  “Latin Krallığı” kurulur. İstanbul’dan kaçan Bizanslılar da İznik yöresinde Laskaris Devleti’ni kurarlar.  İki devlet, devamlı çatışırlar, nihayet yorgun düşerler ve 1214 yılında Nymphaeion’da yaptıkları anlaşmaya göre Edremit Ovası Latin Krallığı toprakları içinde kalır. Flanderli Hanri, Adramit Kontu olarak bir unvan alır. Latin istilası kente hayli zarar verir. İznik kuvvetleri, 1261 yılında,  İstanbul’u ani bir hareketle ele geçirince Latin Krallığı yıkılmış olur ve Bizans kendi topraklarına yeniden hâkim olur ve böylece Edremit Ovası da yeniden Bizanslıların egemenlik alanına girer.

Anadolu Selçuklu Devleti’nin çöküşü sırasında uç beyliğinde bulunan Kalem Şah ile oğlu Kara İsa (Karesi Bey), diğer beylerin kendi yörelerinde yaptıkları gibi, Batı Anadolu’yu kendileri için ele geçirmeye çalışırlar. Karesi Bey tarafından Balıkesir ve çevresinde tesis edilmeye çalışılan hâkimiyet sırasında, Karesi Beyliği ile Haçlılar arasında körfez yöresi önemli bir mücadele alanı olur. Körfez’de 1302 yılına kadar Bizanslıların, 1305’e kadar da Cenevizlilerin bulunduğu bilinmektedir.  Bizans İmparatoru II. Andronikos Paleologos (1282–1328)’un kiraladığı Roger de Flor (ölümü 1306) komutasındaki Katalan paralı askerlerinin 1304 tarihinde bölgeden geçtiği sanılmaktadır.

Bizans devlet yapısının gittikçe çözüldüğü sırada, Bizans merkez yönetimi ile eyaletleri arasındaki bağların iyice gevşemesinden de yaralanan Karesi Beyliği, harekete geçerek geniş bir alan yayılmaya başlar ve Balıkesir yöresinin tamamına hemen hemen hâkim olur. Bu tarih yaklaşık 1296 ile 1302 yılları civarıdır. Kalem ile oğlu Karesi, Balıkesir’i merkez yaparlar.   Böyle bir karmaşa ortamında Bizans İmparatoru II. Andronikos Palaiologos (1282–1328), 1282 yılında Adramytteion‘da bir kilise toplantısı yapar, bu toplantıdan sonra,  1300 yılından itibaren, körfezin sahil kesimi hariç, diğer kesimleri Türklerin eline geçer.  1334 Eylül’ünde Karesi Yahşi Bey,  Edremit Körfezi’nde Haçlılarla yaptığı deniz savaşında,  Birgi’den gelen Umur Bey’le birlikte Haçlıları karaya çıkarmadan geri püskürtürler.  Böylece Adramytteion Bizans’ın elinden çıkar. Kentin limanını kullanmakla birlikte, o zamanın koşullarında kentin güvenliği kalmadığından, halkı iç kesimlere göçer.  Karesi Bey, Bizans’ın elinde olan Edremit Ovası kentlerini ele geçirmeye yönelince, bu düşüncesini gerçekleştirmek için bazı komutanlarını körfeze gönderir. Ovanın güney kesimini ele geçirmesi için Taylı Baba adlı bir kişiyi / komutanı (?) görevlendirir.  Karasi Oğulları, egemenlik altına aldıkları topraklarda “Horasan Erenleri” olarak adlandırılan derviş-gazilerin öncülüğünde düzenli bir yerleşme, iskân politikası izlemeye çalışırlar.  Karası Beyliği yöneticileri Horasan Erenleri olarak adlandırılan bu derviş gazilere yöreyi ele geçirmek için önemli olanaklar tanıdıkları sanılmaktadır. Kutsal kimliklere bürünmüş olan bu gaziler, bölgenin İslami oluşumu ve gelişimi için önemli ipuçlarıdır.

Taylı Baba yaptığı akınlarla yöreyi ele geçirir.  Göçebe olan halkı toplar ve emrindeki güçlerle birlikte emin gördüğü yere, İskele Mahallesi’nin 1,5–2 kilometre kadar kuzeyindeki, şimdiki Taylı eli Köyü’nün bulunduğu yere konar.    Böylece körfezdeki yerleşmelerin fetihleri tamamlanır ve yöre tümüyle, Haçlı donanmasının 1334 yılında püskürtülüp, Adramytteion’un ele geçirilmesiyle Karesi Beyliğinin eline geçmiş olur. 

Taylıeli,  yüksekçe bir tepenin orta kesiminde olduğundan çevreyi kontrol edebilecek bir noktada, yerleşenlerin korunmasını sağlayacak emin bir yerdir; gerektiğinde savunması da kolaydır. Fakat bulunduğu tepenin üst kesimi ormanlık, alt tarafı da zeytin ağaçları ile kaplıdır. Ekip biçilecek araziye,   dolayısıyla yaşayanların devamlı beslenme ihtiyacını karşılayacak olanağa sahip olmadığından Taylı Baba, halkın tüm gereksinimlerini karşılayacak bir yer arar ve sonunda,  şimdi Burhaniye’nin en eski mahallesi olan Memiş Mahallesi’nin olduğu yere bir çiftlik kurarak, göçebe halkı da daimi olacak biçimde kurduğu çiftliğin çevresine yerleştirir. Böylece, ilk yerleşenlerle Burhaniye tarih sahnesine çıkmış olur. Ama kurulan bu yerleşmenin adı o zaman Burhaniye değildir. İlk yerleşenler, kendilerini Karınca Deresi’nin su baskınlarından da korumak için, suyun kenarına boylu boyunca, güçlü  bir duvar inşasına girişirler. Karınca Deresi kenarına yapılan set duvarı Kulfak denen mevkiden başlamakta, derenin kenarını takip ederek, kentin güneybatısına doğru uzanmaktaydı.

İlerleyen zaman içinde Karınca ve Havran derelerinin taşmasına karşı bir önlem olarak inşa edilen bu iki bent duvarından başka,  ikinci bir önlem olarak,  yerleşmedeki konutlarla Karınca Deresi arasına büyük çukurlar açılır. Bu çukurlar, sel suları derelerin kenarlarına boylu boyunca inşa edilmiş olan bent duvarlarını aştığında, taşan suyun yerleşmeye zarar vermemesi için düşünülmüştü. Bent duvarının üzerinden taşacak olan sular, bu çukurları dolduracak, birinden diğerine giderken hızı kesilecek ve böylece konutların zarar görmemesi sağlanacaktı. Önlem olarak açılmış olan çukurlar zaman içinde işlevini yitirir; yerleşmede konut sayısı artınca,  her biri dolar ya da doldurulur ve hepsi yapıların altında kalır. Bu çukurlardan biri,  “Çukur Bahçe”  olarak anılanı, gerçek işlevinden farklı olarak, uzun süre kullanılmıştır.   İki dere arasında kurulan bu yeni yerleşmenin bir adı olmalıydı. Sel baskınlarından korunmak için yapılan taş duvarlardan dolayı, bu yeni yere “Kemer” adı verilir.  Amasyalı Coğrafyacı Strabon (MÖ 64- MS 24), bu su kemerinin bir su yolu olduğunu söyler.

Karasi Bey ölünce (yaklaşık 1328) beyliğin yönetimi ve paylaşımı konusunda anlaşmazlık olur.  Beyliğin yönetimi konusunda kardeşi Demirhan ile anlaşmazlığa düşen Dursun Bey Osmanlı Ülkesi’ne sığınır. O sırada Osmanlı Devleti’nin başında Orhan Bey (1326-1389) vardır. Dursun Bey, beyliğinin yönetimini ele alması konusunda desteklenecek olursa,  ülkesinden bazı yerleri Osmanlı’ya bırakacağını söyleyince Orhan Bey hemen Karasi seferine çıkar. Bu çatışma sırasında Dursun Bey ölür. Demirhan Bey’in oğlu olduğu söylenen Süleyman Bey bir süre daha beyliğin Çanakkale yöresinde hâkimiyetini sürdürür. Ama sonunda, o yöre de 1357 yılında Osmanlıların eline geçer.  Karasi Beyliği’nin toprakları Osmanlılara katılınca beylik, merkezi Balıkesir olmak üzere, Karası Sancağı adıyla Anadolu eyaletine bağlanır. Kemer, 1866 yılına kadar kendisinden daha önce kurulduğu söylenen Edremit’e bağlı bir yerleşme olarak yaşamını sürdürür. 

Osmanlı hükümdarı Yıldırım Bayezıt’ın Timur ile mücadelesinde, Ankara Savaşı (28 Temmuz 1402) sırasında, Edremit Ovası da etkilenmiştir. Anadolu’yu yağma eden Timur’un askerleri,  Şeyh Nurettin komutasında körfeze gelerek talanlarıyla büyük zarar verirler.

Padişah II. Murat (1421-1451) zamanında, padişahın Bursa’da yaptırdığı külliyesine ait vakfiye “Tahrir Defteri”nde ”bazar durur ve Cuma kılınır” şeklinde belirtilen Kemer’de 88 dükkan bulunmaktaydı ve bunlar, Cuma kılınan tek cami olarak gözüken Şeyh Muhyiddin Camisine vakfedilmişti. 

Osmanlı Padişahı Fatih Sultan Mehmet (1451-1481), zamanında Midilli Adası, Osmanlılara bağımlı gibiydi. Adanın yönetimini ellerinde bulunduran yabancılar bir taraftan Osmanlılara bağımlı gibi gözüküp, diğer taraftan Lâtinler ve Katalan korsanlarla, ayrıca Papa’nın donanması ile ittifak haline girince;  Gelibolu Sancakbeyi Hadım İsmail Bey, yüz elli parça gemiyle adaya gönderilir. Ada ahalisi durumun ciddiyetini görüp hükümdara bir heyet gönderir ve af diler. Bunun üzerine anlaşma yenilenir.  Ama bir süre sonra Adanın yöneticisi Nikolas, Aragon korsanlarıyla birlikte hareket etmeye başlayınca Midilli’nin alınmasına karar verilir.  Vezir-i azam Mamut Paşa 1462 yılında 200 parçadan oluşan bir donanma ile ada üzerine hareket ederek, kuşatır. Fatih yeniçerileriyle karadan, Bursa üzerinden Edremit’e gelir. Edremit’ten hareketle yolu üzerindeki Kemer’den geçerek, Midilli Adası’nın tam karşına düşen Altınova’ya gider. Oradan teslim olmuş adaya geçer, tekrar geldiği yoldan geri döner.  Osmanlı yönetimi sırasında da korsan saldırılarına açık yörede, deniz ve karada, asayişin sağlanması için özel önem gösterilmiştir. İskele Mevkii’nin önemli bir yerleşme ve denizcilik faaliyet yeri olduğuna ait Osmanlı arşiv belgeleri vardır. Bu döneme ait belgelerden birine göre 1571 (Hicri 979) yılında yörede artan asayişsizliğe ve korsanlara karşı mücadele için İskele Mevkii’nde 10 kadırga yaptırılmıştır denir.   Bu süreçte Körfez yöresinde, ulaşım zorluğunun da neden olduğu, hemen hemen Balıkesir’in tümünde olan merkezi otorite boşluğundan dolayı bir asayişsizlik yaşandığına; bu otorite boşluğunda, yeterince denetlenemeyen devlet görevlilerinin de etmen olduğu ahlak dışı ve kanunsuz eylemlere girişildiğine dair belgelere de rastlanmaktadır. Bu belgeler arasında 1585 yılında Kemer Kadısı’nın Avrupalılara, Osmanlı Devleti’nin yasaklamasına karşın, atlas, çuha, kemha ve buğday sattığı anlaşılmaktadır. 

Kemer, XVI. yüzyılda statü olarak Edremit’e bağlıydı ve bulunduğu ovanın güneyinde bulunan köylere merkezlik ediyordu. Köy statüsündeydi, ama köylerin ihtiyaçlarına cevap verebilecek fiziksel ve şehirsel unsurlara sahipti. Bu nedenle 1581 ya da 1582 yılında,  31 köy bağlanarak müstakil bir kadılık haline getirilir.  Kemer’in bağlı olduğu Karası Sancağı, 1841 yılında Bursa (Hüdavendigar) vilayetine dahil edilir. 1845’te Manisa vilayet yapılınca Karası Sancağı buraya verilir, ama kısa bir süre sonra gene Bursa (Hüdavendigar) vilayetine bağlanır. 1880 yılında Biga Sancağı’nın katılmasıyla Karası vilayet yapılır, ama bu durum kısa sürer ve 1886 yılında Karası tekrar Bursa’ya (Hüdavendigar) ilhak edilir.  Karası Sancağı ancak 1909’da bağımsız bir vilayet haline gelir ve adı 1926 yılında Balıkesir İli adını alır. XIX. yüzyılda kasaba göçler nedeniyle giderek büyümeye başlar. O zaman kasabanın dini lideri Muhyiddin-i Rumi kendi adıyla anılan camii’yi yaptırır, Koca Cami adıyla kasabanın merkezi olur ve çevresinde caminin adıyla anılan mahalle oluşur. 

1821 de Yunanistan’ın Osmanlı’dan ayrılmasıyla sonuçlanan ayaklanma sırasında Ayvalık ta ki Rumların başlattığı ayaklanma, 1822 yılında Kemer’de de kendini gösterir. Osmanlı güçleri isyanı hemen bastırır ve asilerin tüm mallarına el konulur. 

 

Sadrazam Köprülü Fazıl Mustafa Paşa’nın 1691 yılında başlattığı aşiretlerin yerleşik duruma getirilmesi meselesi XVIII. yüzyılda da süre gider.  Osmanlı Devleti bu düzensizliği önlemek, konar-göçer aşiretleri yerleşik duruma getirerek düzenli bir vergi sistemi kurmak, ordunun asker ihtiyacını karşılamak, zirai üretimi arttırmak amacını gerçekleştirmek üzere valiler görevlendirir. 1841 yılında Hüdavendigar vilayetine vali olarak Ahmet Vefik Paşa atanır. Ahmet Vefik Paşa 1861 yılında henüz yaylaya çıkmamış olan Balıkesir çevresindeki bütün Yörük boy, oba beylerini,  kethüda ve zabitlerini toplayarak,  konar-göçerliği bırakmalarını ve saptanan yerlere yerleşmeleri emrini verir.  Bu tarihten itibaren konar-göçerlik büyük ölçüde terk edilir.  


BURHANİYE KUVA-Yİ MİLLİYE KÜLTÜR MÜZESİ

BİNA TARİHÇESİ 

Burhaniye Kuva-yı Milliye Kültür Müzesi Binasının ilk olarak 18. yüzyılda kullanılmaya başlandığı bilinmektedir. İlk olarak iki farklı fonksiyonla hizmet görmüştür. Binanın alt kat bölümü Camlı Kahve diğer bir bölümünde de Hırdavatçı Dükkanı vardır. Üst kat bölümü ise Şehir Oteli olarak hizmete girmiştir. Kurtuluş Savaşı esnasında Kuva-yi Milliye Hareketinin karargâh yeri olarak görev yapmıştır. Daha sonra ise Türk Ocağı olarak hizmet görmüştür. 1930‘lu yıllarda Halkevlerinin açılması ile birlikte bina Halkevi olarak kullanılmaya başlanmıştır. Halkevlerinin kapatılmasından sonra ise Askeri Mahfel olmuştur. Bu dönemde alt kat gazino, üst katta ise berber ve terzi çalışmıştır. Bina uzun süre yıkık ve harap bir haldeyken Burhaniye Belediye Başkanlığı tarafından Askeriyeden devralınmıştır. 3 yıl kadar restorasyonu sürmüş, 6 aylık süre zarfında da dekorasyonu tamamlanmıştır. 

BİNADAKİ ESERLER: 

Burhaniye Kuva-yi Milliye Kültür Müzesi genel olarak Arkeolojik ve Etnografik olmak üzere 2 bölümden oluşur. 

Alt kat seramik eserler ve cam eserler bölümü 

Alt kat Arkeoloji bölümündeki eserlerin çoğunluğu Dr. Özkan Arıkantürk’ün koleksiyonuna ait eserlerdir. Adramytteion şehri ve ona komşu olan çevredeki antik kentlere ait pek çok arkeolojik malzeme örneği bulunmaktadır.  

Giriş bölümünde antik çağda ticaret amacıyla kullanılan gemilerin tipik bir örneği olan Trireme tipli yük gemisi yer almaktadır. Geminin kargo kısmında imitasyon amaçlı yapılan minik amphoralar ile günümüzden 2600 yıl önce deniz aşırı ülkelere zeytinyağı, şarap ve bal gibi tüketim malzemeleri taşınırmış. Antik kaynaklara göre Adramytteion gemileri oldukça önemli olduğu anlatılmaktadır. Geminin üstünde yazan ADRΔ yazısı ise kentin isminin kısaltması olarak yazılır.  

           

Müzenin alt kat seramik eserler ve sikkeler bölümü           

İç kısımda yer alan sikkelerde (madeni paralar) Adramytteion’un pek çok para örneği bulunur. Üzerlerinde Zeus başı, Pegasus motifi, Satrap başı, Artemis başı, kartal betimi yapılmıştır. Ayrıca bu bölümde antik çağda kullanılan cımbız, broş, kolye uçları, küpe ve elbiselerini tutturmakta kullandıkları iğneler yer alır. 

Roma Dönemine ait üzerinde kartal ve Zeus başı bulunan gümüş sikke. 

            Bugüne kadar yapılan arkeolojik araştırmalarda Burhaniye ve Adramytteion antik kentinde cam örnekleriyle oldukça sık karşılaşılmıştır. Yapılan camlar dönem olarak Roma Devrine ait olup çok çeşitli eserler bulunmuştur. Unguaentarium adı verilen gözyaşı ve koku kapları, cam bardaklar ve yüzüklerin örnekleri Müzemizde de bulunmaktadır.


KUVAYİ MİLLİYE KÜLTÜR MÜZESİ



AÇIK HAVA MÜZESİ

 ADRAMYTTEİON - 2013 KAZI ÇALIŞMALARI



ADRAMYTTEİON - 2012 KAZI ÇALIŞMALARI