BURHANİYE TARİHÇESİ

Adını antik Adramytteion Kenti’nden alan Edremit Körfezi, Anadolu’nun Ege’deki en kuzey körfezidir ve körfez kıyısını oluşturan Kaz ve Madra Dağları arasında kalmaktadır. Balıkesir ve Çanakkale illeri arasında kalan bölgenin Çanakkale kıyıları coğrafi bölge ayrımında Ege Bölgesi’ne sınırını oluşturur. Kuzeydeki Kaz Dağları tarafında rakım arttıkça Marmara Bölgesi’ne girilir. Bölgenin batısında antik adı Lesbos olan Yunanistan’ın Midilli adası yer alır.

 Antik dönemde Mysia sınırları içine kalan Adramyttenos Sinus’un (Edremit Körfezi) coğrafi olarak sınırlarını tanımlayan ilk kaynak Strabon’un Geographika adlı eseridir. Bu eserde Strabon Adramyttenos Sinus‘un sınırlarını “Lekton Burnu’nu dönünce karşı tarafta, Lekton’un karşı yönünde bulunan Kanai Burnu’yla Lekton’dan karaya doğru uzanan İda Dağı’nın meydana getirdiği büyük, geniş ağızlı bir körfezle karşılaşılır. Bazıları buna İda, bazıları da Adramyttenos Körfezi adını verir” biçiminde tanımlar (Geographika, XIII, 6). Burasının Kane ile birlikte Elaitikos Körfezi’ni (Çandarlı Körfezi) de içine alan yer oluğunu söyler.

Körfezin bugünkü sınırlarını çizen Kaz Dağları (İda Dağı) ve Madra Dağları (Pindasos) bu bölgedeki en önemli yükseltilerdir. Edremit düzlüğünün kuzeyini çeviren Kaz Dağları büyük ölçüde ormanlarla kaplıdır. Bu ormanlarla kaplı alan antik dönemden günümüze kadar kereste ticareti konusunda bölgenin önemli bir nokta olmasını sağlamıştır. Strabon Geographica‘da “İda Dağındaki ağaçların keresteleri, akarsular yardımıyla kıyılara taşınıp, Adramytteion Körfezi’nde yer alan Aspaneus kentinde satılırdı.” Demiştir(Strabon, Geographika, XIII, 51).  Bu dağ sıraları arasında tamamı alüvyonlarla kaplı, verimliliğiyle ünlü Thebe Ovası (Havran Ovası) yer alır. Körfez civarı ve Thebe Ovası irili ufaklı birçok akarsu ve yer altı suları kaynağına sahiptir.

Adramytteion’un Antik Mysia Bölgesi’nin önemli antik yerleşimlerinden biri olup birçok antik yazarın eserinde yer almaktadır. Bunun yanı sıra - Aeolia Bölgesi’nin kabul edilen kuzey sınırı her ne kadar Pitane’den (Çandarlı) başlamaktaysa da - yerleşimin adının Troas Bölgesi, Lesbos Adası (Midilli) ve çevre alana yerleşen Aeollerin etnik kimliğinden hareketle, Aeol yerleşimleriyle de ilişki içerisinde refere edildiği de biklinmektedir..

Yerleşim, antik çağa ilginin şekillendiği 17, 18 ve 19 yy.’larda, aralarında Texier’in de olduğu birçok gezgin ve araştırmacı tarafından da konu edilmiştir. Buna karşın Adramytteion’un konumuyla ilgili ilk doğru tespit, 19. yüzyılın sonunda Earinos tarafından gerçekleştirilmiş, Heinrich Kiepert de 1888’de bu lokalizasyonu antik kaynaklarda bildirilen topoğrafyadan yaralanarak doğrulamıştır.

Herodotos, Xenephon, Thukydides, Strabon, Plinius ve Stephanos Byzantinos gibi antik yazarların eserlerinde yer alan Adramytteion, Pseudo Skylax ve Arsitoteles tarafından politik anlamda tüm teşekkülleriyle bir şehir olarak da vurgulanmaktadır.

Antik Yazar Stephanos Byzantinos’a göre Adramytteion, son Lidya Kralı Kroisos’un erkek kardeşi ve sondan evvelki Lidya Kralı Alyattes’in oğlu, Lidyalı bir kahraman olan Adramys tarafından kurulmuştur (Strabon, Geographika XIII, 1, 65; Stephanos Byzantinos, Ethnikon, Adramytteion).

Kentin kuruluş söylencesi bir yana, öncesinde de yerleşim gördüğü gerçeği, 2012 yılından itibaren Balıkesir Kuva-yi Milliye Müzesi Müdürlüğü ve Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Arkeoloji Bölümü ile birlikte gerçekleştirilen araştırmalarla netlik kjazanmıştır.

En geç M.Ö. 422 yılından itibaren Adramytteion sakinleri arasında Yunanlar’ın da olduğu tarihi kaynaklardan bilinmektedir. O zamanlar, başkenti Daskyleion olan Daskylitis Satrapı Pharnales, Atina tarafından sürgün edilen Delos sakinlerine Adarmytteion’u tahsis etmiştir. Böylelikle sürgüne uğrayan Deloslular da buraya yerleşip yeni bir vatan bulmuş olurlar. Ancak devamında Adramytteion’un bu yeni sakinlerini bir trajedi beklemektedir. Zira Satrap Tissapharnes idaresinde Arsakes, M.Ö. 411 yazında Adramytteion’da oturan en seçkin Deloslular’ı sözde gizli bir düşman tehlikesi bahanesiyle baskına uğratır ve “iyi dost ve müttefik” gibi bıraktıktan sonra da etraflarını çevirterek katleder.

M.Ö. 4. yy’dan itibaren, özerk bir şehir devleti bilincinin delili olarak Adramytteion’un kendi lejantıyla sikke darp ettiği ve bir şehir meclisine sahip olduğu bilinmektedir. Geleneksel özerk idare kurumlarına sahip olması da erken dönemden itibaren bir kent kültürünün yerleşikliğinin ispatıdır. Adramytteion’u tarih sahnesinde öne çıkaran bir başka delil, Büyük İskender’in ardıllarından Lysimakhos’un bir generali olan Prepelaos tarafından M.Ö. 302 yılındaki fethinin nakledilişidir. Kent tarihine ışık tutan başka bir değinme, Romalı antik yazar Livius’un aktarımındadır (Ab Urbe Condita, 37,19). Romalılar’ın III. Antiokhos’a karşı olan savaşında (M.Ö. 192 -188) III. Antiokhos, M.Ö. 190 yılında Pergamon’dan yola çıkarak, Homeros’un anlatımlarından bilinen ve Thebe Ovası olarak adlandırılan zengin bölgeyi talan etmiştir. Antiokhos’un askerlerinin, Anadolu’nun başka hiçbir yerinde buradan daha fazla ganimet elde etmediği aktarımı da, bölgenin cazip değerini bir kez daha ispatlamaktadır.

Adramytteion, ünlü Romalı hitabet ustası Cicero devrine ait meşhur bir hatip olan Ksenokles’in memleketi olarak da bilinmektedir. Ksenokles, Roma senatosu önünde şehrin ve Asia Eyaleti’nin temsilcisi olarak konuşmuştur (Strabon, Geographika, XIII, 1, 66; Appianos, Rhomaika, XXIII). Bu konuşma, aynı zamanda bölgenin kaderini belirleyecek bir savunma olmuştur. Zira, Adramytteion şehrine ve Asia Eyaleti’ne, Roma’nın karşısında Yunanların lehine olmak üzere, Roma’nın Asia’daki büyük düşmanı Pontos Kralı VI. Mithridates’in tarafını tuttukları şeklinde bir itham yapılmaktadır. Söylenene göre; Adramytteion halkı, Yunanlar’ın ve Asialılar’ın Roma hakimiyetine olan kinlerinin Romalı olan herşeye karşı kanlı olarak boşaldığı M.Ö. 88’deki “Ephesoslular’ın Akşam Yemeği”ne katılmıştı. Yaklaşık 80 bin Romalı’nın baskın şeklindeki bir katliam neticesinde öldürüldüğü bir trajedidir bu kanlı yemek. Adramytteionlular Romalılar’ı denize kadar takip etmiş, kendilerini kurtarmak için denize atlayarak yüzmeye başlayanlar dahi öldürülmüş ve hatta anlatımlara göre çocuklarını da denizde boğmuşlardır.

Kentin siyasal anlamda ön plana çıkmasının bir başka nedeni, en geç Roma İmparatorluğu zamanında Adramytteion’un, Plinius’unda değindiği üzere, bir “conventus” yeri, Asia Eyaleti’nin dokuz mahkeme bölgesinden birinin başkenti olmasıdır (Plinius, Naturalis Historia, V, 32). M.Ö. 63 yılında, altın ganimeti hakkında ünlü Pompeius’un Adramytteion’da hesap vermiş olduğu gerçeği, yine şehrin zenginliğinin delaletidir. O zamanlar Adramytteion’un adı, Apameia, Laodikeia ve Pergamon gibi zengin ve büyük kentlerle birlikte geçmektedir.

Adramytteion, denize açık konumu ve doğal zenginliklerinin sayesinde, çevresinin potansiyelini her daim ticarete yansıtmış bir kent olmuştur. Kaz ve Madra Dağları’nın bahşettiği coğrafyada kerestecilik faaliyetleri ile bakır ve demir madenleri, kenti gemi yapımında da önemli bir konuma getirmiştir. Hatta Yeni Ahit’te geçtiği üzere, Adramytteion gemilerinin Filistin’e dek gittiği bilinmektedir. Aziz Paulus’un Roma’ya götürülüşü sırasında Filistin’den bindiği ilk gemi bir Adramytteion gemisidir.

Batı Anadolu’nun tarım ve ticaret şehirleri arasında yer alan Adramytteion kuruluşundan sonra en parlak dönemini Roma İmparatorluğu döneminde yaşamıştır. Bu dönemde kente arkad ve kemerlerle sular getirilirken suyolları üzerinde dengeli su dağıtımını sağlayan su terazileri, maskemler ve su sarnıçları inşa edilmiştir. Şehrin ticaret limanı dışında bir de deniz üssü vardır.  Roma senatosunda bir senatör ile temsil edilen kentin kendi Valisi de bulunur. Roma Dönemi’nde Edremit Körfezi çevresi ve Efes’e kadar uzanan bütün Troas Bölgesi Adramytteion’un yönetimi altındadır.

Kentte, Kazılar esnasında ortaya çıkarılan mimari yapılar ve ele geçen küçük buluntular erken Bizans döneminden itibaren XIV. Yüzyıla kadar uzanan yoğun bir Bizans tabakasına işaret etmektedir.   Bu dönemde Anadolu toprakları “Thema”lara ayrılmış, Adramytteion da “Neocastron Theması” içerisinde kalmıştır. 

1204 yılında, İstanbul’a gelip kenti işgal eden Haçlılar, aralarında Bizans Devleti topraklarını paylaşırlar. İstanbul ve civarında  “Latin Krallığı” kurulur. İstanbul’dan kaçan Bizanslılar da İznik yöresinde Laskaris Devleti’ni kurarlar.  İki devlet, devamlı çatışırlar, nihayet yorgun düşerler ve 1214 yılında Nymphaeion’da yaptıkları anlaşmaya göre Edremit Ovası Latin Krallığı toprakları içinde kalır. Flanderli Hanri, Adramit Kontu olarak bir unvan alır. Latin istilası kente hayli zarar verir. İznik kuvvetleri, 1261 yılında,  İstanbul’u ani bir hareketle ele geçirince Latin Krallığı yıkılmış olur ve Bizans kendi topraklarına yeniden hâkim olur ve böylece Edremit Ovası da yeniden Bizanslıların egemenlik alanına girer.

Bizans İmparatoru II. Andronikos Palaiologos (1282–1328), 1282 yılında Adramytteion‘da bir kilise toplantısı yapar, bu toplantıdan sonra,  1300 yılından itibaren, körfezin sahil kesimi hariç, diğer kesimleri Türklerin eline geçer.  1334 Eylül’ünde Karesi Yahşi Bey,  Edremit Körfezi’nde Haçlılarla yaptığı deniz savaşında,  Birgi’den gelen Umur Bey’le birlikte Haçlıları karaya çıkarmadan geri püskürtürler.  Böylece Adramytteion Bizans’ın elinden çıkar. Kentin limanını kullanmakla birlikte, o zamanın koşullarında kentin güvenliği kalmadığından, halkı iç kesimlere göçer.  Karesi Bey, Bizans’ın elinde olan Edremit Ovası kentlerini ele geçirmeye yönelince, bu düşüncesini gerçekleştirmek için bazı komutanlarını körfeze gönderir. Ovanın güney kesimini ele geçirmesi için Taylı Baba adlı bir kişiyi / komutanı (?) görevlendirir.  Taylı Baba yaptığı akınlarla yöreyi ele geçirir.  Göçebe olan halkı toplar ve emrindeki güçlerle birlikte emin gördüğü yere, İskele Mahallesi’nin 1,5–2 kilometre kadar kuzeyindeki, şimdiki Taylı eli Köyü’nün bulunduğu yere konar.    Böylece körfezdeki yerleşmelerin fetihleri tamamlanır ve yöre tümüyle, Haçlı donanmasının 1334 yılında püskürtülüp, Adramytteion’un ele geçirilmesiyle Karesi Beyliğinin eline geçmiş olur.

Yine aynı dönem, Taylı Baba, halkın tüm gereksinimlerini karşılayacak bir yer arar ve sonunda,  şimdi Burhaniye’nin en eski mahallesi olan Memiş Mahallesi’nin olduğu yere bir çiftlik kurarak, göçebe halkı da daimi olacak biçimde kurduğu çiftliğin çevresine yerleştirir. Böylece, ilk yerleşenlerle Burhaniye tarih sahnesine çıkmış olur. Kurulan bu yerleşmenin adı o zaman Burhaniye değildir. İlk yerleşenler, kendilerini Karınca Deresi’nin su baskınlarından da korumak için, suyun kenarına boylu boyunca, güçlü  bir duvar inşasına girişirler. Sel baskınlarından korunmak için yapılan taş duvarlardan dolayı, şehrin yeni adı “Kemer” olmuştur.

Karesi Beyliği’nin toprakları Osmanlılara katılınca beylik, merkezi Balıkesir olmak üzere, Karesı Sancağı adıyla Anadolu eyaletine bağlanır. Kemer, 1866 yılına kadar kendisinden daha önce kurulduğu söylenen Edremit’e bağlı bir yerleşme olarak yaşamını sürdürür.

XVI. yüzyılda statü olarak Edremit’e bağlanmış ve bulunduğu ovanın güneyinde bulunan köylere merkezlik etmiştir. 1581-1582 yılında,  31 köy bağlanarak müstakil bir kadılık haline getirilmiştir. 

Karesı Sancağının 1909’da bağımsız bir vilayet olması sonucunda, Burhaniye gelen göçler nedeniyle giderek büyümeye başlamıştır. Kasabanın dini lideri Muhyiddin-i Rumi kendi adıyla anılan camii’yi yaptırmış, çevresinde mahalle oluşmaya başlamıştır. Camii daha sonra Koca Cami adını akmış ve bu mahalle kasabanın merkezi olmuştur.  

1821 de Yunanistan’ın Osmanlı’dan ayrılmasıyla sonuçlanan ayaklanma sırasında Ayvalık ta ki Rumların başlattığı ayaklanma, 1822 yılında Kemer’de de kendini gösterir.

Osmanlının son dönemlerinde yaşanan huzursuzluk Burhaniyeliler tarafından da yakından takip edilmeye başlanmıştır. 30 Ekim 1918‘de imzalanan Mondros Ateşkes Antlaşmasına göre, bölge, İtalyan nüfuz bölgesi kabul edildiğinden, bölgeye bir İtalyan Torpidosu gelir. Bunun üzerine 4 Mart 1919 tarihinde Müdafa-i Hukuk- u Milliye Cemiyeti kurulmuştur. Bu cemiyet aynı tarihte Edremit’te büyük bir protesto mitingi gerçekleştirir.

İzmir Müdafa-i Hukuk Cemiyeti tarafından 2-19 Mart 1919 tarihlerinde “ Yunan işgali halinde, halkın karşı koymaya, direnişe hazırlanması” amacıyla düzenlenen Batı Anadolu Kongresi’nde Burhaniye’yi temsilen Mehmet Cavit Bey, Hacı Tali Bey ve Müftü Mehmet Hoca katılmışlardır.

İlçenin Millî Mücadele'de ayrı ve özel bir yeri vardır. İlk kurşunu atma şerefini Burhaniyeliler taşımaktadır. İlçe, 29 Haziran 1920'de Yunan işgaline uğramış ve 8 Eylül 1922'de Yunan işgalinden kurtulmuştur. Yunan geri çekilişi sırasında, ilçe merkezinin yakılıp yıkılmasını önlemek için Pelitköy’lü Borazan Çavuş, bir minareye çıkarak düşman birliklerini gördüğünde hücum borusu çalmaya başlar, düşman kuvvetleri de ilçe merkezi Türklerin eline geçmiş düşüncesiyle merkeze girmeden geri çekilmeye devam ederler.

 Antik Çağ Ören Yerleşimi